» » » Frank Mccourt - Angela'nın Külleri


Şeçilmişlər Frank Mccourt - Angela'nın Külleri

Frank Mccourt - Angela'nın Külleri PDF
ADI:
Angela'nın Külleri
REYTİNQ:
  • +11
MÜƏLLİF:
JANR:
DİL:
FORMAT:
ÇAP İLİ:
1999
ÖLÇÜSÜ:
1.17 Mb
Annemle babam New York'ta tanışıp evlenmişler. Ben de orada doğdum. İrlanda'ya geri döndüklerinde dört yaşındaydım. Malachy üç, ikizler (Oliver ile Eugene) henüz bir yaşındaydı-lar. Kız kardeşimiz Margaret öleli çok oluyordu. İrlanda'ya dönmek büyük hataydı. Bunun bedelini hepimiz çok ağır ödedik. Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım. Kötü bir çocukluk geçirdim, mutlu bir çocukluğun pek kayda değer bir yanı yoktur zaten. Sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da, mutsuz bir İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir. Bundan da kötüsü, mutsuz bir İrlandalı Katolik çocuk olmaktır. Dünyanın her tarafında insanlar açılarıyla övünür ya da sızlanırlar. Ama hiçbirinin çektikleri, İrlanda'da yaşananlarla kıyaslanamaz: yoksulluk, boş konuşup atıp tutan, ama hiçbir işi beceremeyen alkolik bir baba, ateşin başında sürekli sızlanan dindar ve ezik bir anne, sahtekâr rahipler, zorba okul müdürleri, İngilizler ve onların sekiz yüz yıldır bize yaptıkları. Bunlar yetmezmiş gibi, bir de sürekli rutubet vardı. Atlantik Okyanusu'nun ortasındaki yağmur bulutları sanki dolup dolup Shannon Nehri'nin üstünde toplanır, sonra da Li- merick göklerinde çöreklenirdi. Sünnet Yortusu'ndan Yeni Yıl'a kadar şehir rutubetten kurtulamazdı. Öksürük, tıksırık, bronşit-li, astımlı hırıltılar, veremli iniltiler. Burunlar çeşme gibi akar, ciğerler mikrop emmiş süngerlere dönerdi. Her hastalık için bir yığın tedavi yöntemi vardı: nezle için sütte soğan kaynatılır, içine karabiber atılırdı. Tıkanan solunum yolları için ısırgan otuy-la un kaynatılıp bir beze sarılır, soğumadan, cazır cazır göğse bastırılırdı. Ekim'den Nisan'a kadar Limerick'in duvarları rutubetten pırıl pırıl parıldardı. Elbiseler hiçbir zaman tamamen kurumazdı. Tüvit ve yün paltoların üstünde mantarımsı bir tabaka oluşurdu. Birçok erkeğin haftalığını tükettiği publarda, nemli bedenlerle giysilerden yükselen buhar, sigara ve pipo dumanlarına, havadaki sert bira ve viski kokusuna karışırdı. Bir de binanın dışındaki tuvaletlerden gelen ve bu havasız yerlere doğru dalga dalga yayılan çiş kokusu vardı. Yağmurdan kaçmak için hepimiz kiliseye koşardık (sığınağımız, güç kaynağımız ve bulabildiğimiz tek kuru ve kapalı alan). Kilisede toplandığımızda yine ıslak ıslak birbirimize sokulur, vaazları dinlerken sızardık. Üstümüzden çıkan buhar, bu kez, tatlı bir çiçek, tütsü ve mum kokusuyla karışırdı. Limerick dindarlığıyla ünlüydü, ama biz bunun sadece yağmurdan kaynaklandığını bilirdik. Babam Malachy McCourt bir çiftlikte doğmuştu. Antrim'de, Toome adında bir köyde. O da babası gibi yabani bir çocuk olarak büyümüştü. Başı daima beladaydı; hem İngilizlerle, hem de İrlandalılarla, bazen de her ikisiyle. Eski IRA'ya katılmış ve nasıl bir belaya bulaştıysa, başına ödül konan bir kaçak olup çıkmıştı. Küçük bir çocukken