» » » Arthur Schopenhauer – Cinsel Aşkın Metafiziği


Şeçilmişlər Arthur Schopenhauer – Cinsel Aşkın Metafiziği

ADI:
Cinsel Aşkın Metafiziği
REYTİNQ:
  • +5
MÜƏLLİF:
DİL:
FORMAT:
ÇAP İLİ:
-
ÖLÇÜSÜ:
271 Kb
Bu bölüm, dört bölüm arasında sonuncusudur ve bir ölçüde ikincil bir bütünsellik oluşturmaları nedeniyle, birbirleriyle olan değişik ve karşılıklı ilişkileri, benim onları hatırlatmak ve kendilerine atıfta bulunmak için araya girmemi gereksiz kılacak şekilde, dikkatli bir okuyucu tarafından derhal fark edilecektir.
 Şairlerin, temelde cinsel aşkın tanımıyla ilgili olduklarını görmeye alışığız. Bir kural olarak, bu, ister Avrupalı ister Hintli sanatçılar tarafından kaleme alınmış, gerek komedi gerekse trajedi türünde, gerek romantik gerekse klasik döneme ait bütün eserlerin ana temasını teşkil eder. Bilhassa da, Avrupa’nın bütün medeni ülkelerinde, yüzyıllardır, toprağın verdiği meyveler kadar düzenli bir biçimde üretilmekte olan muazzam miktardaki roman ve öyküyü de buna dâhil edecek olursak, bu epik şiirin olduğu kadar lirik şiirin de hayli büyük bir kısmını meydana getirecektir. Bütün bu eserlerin ana temasına gelince, şu anda tartışmakta olduğumuz tutkunun, pek çok yöne çekilebilecek, kısa ve özlü ya da daha uzun tasvirlerinden başka bir şey değildirler. Bütün bu tasvirler arasında, Romeo ve Juliet, Werther ve La Nouvelle Heloise gibi eserler de, türünün en başarılı örnekleri sayılarak dünya çapında ölümsüz bir üne kavuşmuşlardır. Bütün bunlara karşın, La Roc-hefoucauld, tutkulu âşkı, herkesin üzerinde konuştuğu fakat hiç kimsenin görmediği hayaletlerle bir tutarken ve Lichtenberg, Über die Macht der Liebe adlı denemesinde, tutkulu aşkın gerçekliği ve tabiliğini tartışmaya açıp inkâr ederken hayli büyük bir yanılgı içine düşmüşlerdir. Zira insan tabiatına yabancı ve ayrıca onunla beraber süreklilik göstermeyen dolayısıyla da onun sadece hayali bir karikatürü olan herhangi bir şeyin, gelmiş geçmiş bütün büyük şairler tarafından böylesine ateşli ve tutkulu bir biçimde tarif edilmesi ve insanlık tarafından hiç azalmayan bir ilgiyle kabul görmesi olanak dışıdır; zira sanatsal açıdan güzel olan bir şeyin herhangi bir gerçeklik içermemesi söz konusu değildir.