» » » Karl Popper - Açık Toplum ve Düşmanları(2-ci cild)


Şeçilmişlər Karl Popper - Açık Toplum ve Düşmanları(2-ci cild)

ADI:
Açık Toplum ve Düşmanları
REYTİNQ:
  • +3
MÜƏLLİF:
JANR:
DİL:
FORMAT:
ÇAP İLİ:
1967
ÖLÇÜSÜ:
568 Kb
HEGELCİLİGİN ARİSTOTELES'TEN GELEN KÖKLERİ
Burada ilgilendiğimiz fikirlerin -tarihsiciliğin ve totaliterlikle olan ilgilerinin- tarihini yazmak niyetinde değiliz. Umarım, okuyucu bu fikirlerin modern biçimlerinin kaynaklarına ışık tutabilecek birkaç dağınık söz söylemekten ileri gitmediğimi hatırlayacaktır. Bunların, özellikle Platon' dan Hegel'e kadar geçen süre içindeki gelişmelerinin öyküsünü kitabı akla
uygun bir boyda tutarak yazmak mümkün olmazdı. Bundan ötürü, Platon'un özcülüğüne onun verdiği biçimin Hegel'i ve ondan dolayı da Marx'ı etkilemiş olması bir yana, Aristoteles'i uzun uzadıya ele almayacağım.Böyle olmakla birlikte, Aristoteles'in yalnızca büyük hacası Platon'u eleştirirken tanıdığımız fikirlerinin ele alınması, ilk bakışta korkulacağı kadar
büyük kayıplara yol açmamaktadır. Çünkü, müthiş okumuşluğuna ve ilgi alanının hayret verici genişliğine rağmen, Aristoteles pek yeni fikirleri olan bir adam değildi. Platoncu bilgi dağarcığına kattığı şeylerin bellibaşlıları sistemcilik, bir de deneysel, özellikle biyolojik sorunlara duyulan,ateşli meraktı. Kuşkusuz, Aristoteles mantığı bulan adamdır. Bundan
ve başka başarılarından dolayı, kendisinin de -Sofist Yadsımalarının sonunda- istediği şeye, eksikliklerinden dolayı affımıza ve içten teşekkürlerimize,bol bol hak kazanmıştır. Ne var ki, Platon'u okumuş ve ona hayran kalmış olanlar için bu eksiklikler hayli onemlidir.
Platon'un son yazılarından bazılarında, Atina'da o zamanki siyasal gelişmelerin —demokrasinin yerleşmesinin— yankılarını bulabiliriz. Platon' un bile bir tür demokrasinin yerleşmek üzere ortaya çıktığından kuşkulanmaya başladığı anlaşılıyor. Aristoteles'te ise artık bundan şüphe bile etmediğini gösteren işaretler buluyoruz. Her ne kadar Aristoteles demokrasi dostu olmasa da, demokrasinin yerleşmesini önüne geçilemez bir olgu olarak kabul etmektedir ve düşmanla uzlaşmaya hazırdır.
Kendisinden önce gelmiş olanlarda ve çağdaşlarında, —özellikle Pla-ton'da— kusur bulma eğilimi ile garip bir şekilde birleşmiş olarak ortaya çıkan bir uzlaştırma eğilimi, Aristoteles'in ansiklopedik yazılarının önde gelen özelliklerinden biridir. Onlarda Platon'un yapıtlarının itici gücü olan trajik ve duygulandırıcı iç çatışmasından eser yoktur. Platon'da görülen nüfuz edici zekâ pırıltıları yerine, onda kuru bir sistemcilik ve sonraki sıradan yazarların pek çoğunca paylaşılan, önüne gelen her sorunu, herkese JJakkmj veren «sağlam ve dengeli bir yargıya» vararak çözmek aşkını görüyoruz ki, bu da, zaman zaman sorunun püf noktasının etraflı bir şekilde ve ciddiyetle kavranmaması anlamına geliyordu. Aristoteles'in «ortayı tutma öğretisi»nde sistemli olarak ortaya konan bu çileden çıkarıcı eğilim, Platon'a yönelttiği çoğu zaman zorlama ve bazen boş eleştirilerin kaynaklarından biridir *• Aristoteles'in deringörü eksikliğinin, bu defa tarihsel deringörü eksikliğinin —çünkü aynı zamanda bir tarihçi idi de— bir örneği tam Makedonya'daki monarşik İmparatorluğun yerleşmekte olmasıdır; bu nasılsa gözünden kaçan bir tarihsel olgu idi. Babasının Makedonya sarayının erkânından olması gibi, kendisi de Philippos tarafından Büyük İskender'in hocalığına atanan, Aristoteles'in bu adamları ve tasarılarını küçümsemiş olduğu anlaşılıyor. Gomperz'in bu konuda vardığı yerinde yargı, «Aristoteles'in farkına varmadan monarşi ile burun buruna geldiği»dir
Aristoteles'in düşüncesi tümüyle Platon'unkinin etkisi altındadır. Biraz da istemeye istemeye büyük hocasını yalnızca siyasal tutumu bakımından değil, hemen her bakımdan mizacının elverdiği ölçüde yakından izledi. Bundan dolayı da, Platon'un doğacı kölelik kuramını kabul etmiş ve sistemleştirmiştir 3: «Bazı insanlar doğaca özgür, bazıları ise köledirler, ve bu sonuncular için kölelik âdil olduğu kadar da uygundur... Doğaca kendi kendisine ait olmayıp bir başkasına ait olan insan doğaca köledir... Hellenler bu adı kendileri için kullanmaktan hoşlanmazlar, barbarlar için kullanırlar... Köle her türlü usavurma yetisinden tümüyle yoksundur», özgür kadınlarda ise bu yeti gayet az vardır. (Atina'daki kölelik aleyhtarı hareket hakkında bildiklerimizin pek çoğunu Aristoteles'in ona yönelttiği kınama ve eleştirilere borçluyuz. Özgürlük uğruna. savaşanlara karşı düşünceler öne sürerken, onların bazı sözlerinin günümüze kadar gelmesini sağlamıştır.) Aristoteles, Platon'un kölelik kuramını bazı önemsiz noktalarda birazcık yumuşatmakta ve fırsatını bulmuşken Platon'u fazla sert olmasından ötürü eleştirmektedir. Ne Platon'u eleştirmek fırsatını, ne de bir uzlaşıma varmak fırsatını kaçırınaya gönlü razı olmaktadır; bu, çağının özgürleştirici akımlarıyla uzlaşmak demek olsa bile.