» » » Stefan Zweig - Kendileriyle Savaşanlar


Şeçilmişlər Stefan Zweig - Kendileriyle Savaşanlar

ADI:
Kendileriyle Savaşanlar
REYTİNQ:
  • +6
MÜƏLLİF:
DİL:
FORMAT:
ÇAP İLİ:
2011
ÖLÇÜSÜ:
305 kb
Bu kitap da bir önceki üçleme, Üç Büyük Usta gibi üç yazar tablosunu içsel bir ortaklık anlamında bir araya getiriyor; ama bu içsel birlik mecazi düzlemde bir karşılaşmadan daha fazla bir şey olarak görülmesin. Zihinsel olanın formüllerini aramıyorum burada, bilakis ruhun biçimlerini oluşturuyorum. Eğer kitaplarımda bilinçli olarak bu türden çok sayıda resmi yan yana getiriyorsam, bunu eserlerine ışık ve ters ışığın karşılıklı olarak birbirini etkilediği ve benzerlikler yoluyla, önce gizli olan ama şimdi açık hale gelen tipik paralellikleri ortaya çıkaracak doğru mekânı bulmak isteyen bir ressam tarzında yapıyorum. Karşılaştırma bana her zaman teşvik edici, hatta yaratıcı bir etmen gibi görünmüştür ve bir yöntem olarak bunu seviyorum, çünkü şiddete başvurmadan kullanılabilen bir şey. Formül ne kadar fakirleştiriyorsa, o da o kadar zenginleştiriyor, beklenmedik yansımalar yoluyla bir aydınlanma yaratarak bütün değerleri yükseltiyor ve serbest bir resmin etrafına geçirilen bir çerçeve gibi mekâna derinlik kazandırıyor. Bu görsel sır, sözün ilk portre ustalarından olan Plutarkhos tarafından da biliniyordu; Paralel Yaşamlar adlı eserinde her seferinde bir Yunan ve bir Romalı karakteri yan yana betimlemiş, böylelikle zihinsel karakterlerinin altında yatan tipolojinin daha belirgin olmasını sağlamak istemiştir. Ben de o ünlü şahsiyetin yaptığına benzer bir şekilde, tarihsel-biyografik olandan zihinsel açıdan komşu olana edebi-karakter bilimi çerçevesinde ulaşmaya çalışıyorum; bu iki cilt, planlamakta olduğum ve “Dünya Fikir Mimarları, Zihnin Tipolojisi Denemesi” adını vermek istediğim bir dizinin ilk kitapları olacaklar. Ama hiçbir şey bu yolla dehanın dünyasını donuk bir sistem içinde kurgulama isteğinden daha uzak değildir bana. (Tutkulu bir psikolog olarak, yaratıcı iradenin biçimlendiricisi olarak, biçimlendirme sanatımı sadece onun beni götürdüğü yere, sadece kendimi çok derin bağlarla bağlı hissettiğim kişiliklere doğru sürüyorum.) Doğası gereği her tamamlama bir sınır koyma olduğu için, ki bu kısıtlamadan hiç de yakındığım yok, çünkü zorunlu olarak parçalı olan şey yaratıcı olanda bir sistem olduğuna inanan ve kibirli bir şekilde zihnin dünyasını, sonsuz olanı, bir daire içine alabileceğini ileri sürenleri korkutur yalnızca. Ama bu geniş kapsamlı planda bana çekici gelen şey tam da onun sonsuz olana temas etmesindeki ve yine de sınırlar koymamasındaki ikiliktir. Böylece yavaş ve aynı zamanda tutkuyla, kendileri de henüz heyecanlı olan ellerimle, tesadüfen başlayan bir yapıyı yaşamımızın üzerinde tedirgin bir şekilde asılı duran şu küçük gökyüzü parçasına doğru yükseltmeye devam ediyorum.
Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’nin tarihsel kişiliklerinde, alın yazılarına dışarıdan bakıldığında bile göze çarpan apaçık bir ortak yan vardır: Hepsi de aynı burcun etkisi altındadırlar. Üçü de son derece büyük, bir ölçüde dünya dışı bir güç tarafından, sıcak varoluşlarından alınıp tutkunun tahrip edici kasırgası içine atılmışlar ve yaşamları zamanından önce korkunç bir zihinsel ıstırap ve duyuların ölümcül sarhoşluğu içinde, delilikle ya da intiharla son bulmuştur. Kendi zamanıyla bağlantı kuramamış, kendi kuşağı tarafından anlaşılmamış olarak, mesajlarını bir meteor gibi kısa, parlak ışıklarla geceye yaydılar. Onun yolunu, onun anlamını kendileri de bilmiyordu, çünkü onlar sadece sonsuzdan gelip sonsuza gidiyorlardı: Varlıklarının ani düşüşü ve yükselişi içinde gerçek dünyaya şöyle bir dokunup geçtiler. İçlerinde insan dışı bir şeyin etkisi vardı, karşısında kendilerini çaresiz hissettikleri, kendi güçlerinin üzerinde bir güç: Kendi iradelerinin sesine kulak vermediler (onu kendi Ben’lerinin nadir uyanık dakikalarında dehşetle hissediyorlardı), tersine, onlar yüksek bir gücün, şeytani olanın tebaasıydılar, onun tutkunu ve tutsağıydılar.