» » » Johann Wolfgang Goethe Faust


Şeçilmişlər Johann Wolfgang Goethe Faust

ADI:
Faust
REYTİNQ:
  • +10
DİL:
FORMAT:
ÇAP İLİ:
1995
ÖLÇÜSÜ:
230 KB

Elinizdeki çeviri Faust konusunda sanırım 5. veya 6. çeviri denemesi. Karşılaştırdığım çeviriler Sadi Irmak (1960), Vasfi Mahir Kocatürk (1963, 1968) ve Haşan İzzettin Dinamo'ya ait (1983; bu aynı zamanda en son çeviri).

Çevirinin 'artistik' yönüne fazla bir ağırlık vermedim: Işığın rahatça geçebilmesi için saydamlığı seçtim. Özgün sanatsal bir çabanın ancak tiyatronun kendi özgün ortamında gerçekleşebileceğine inanıyorum.

Faust'a gelince, Goethe bunu oldukça genç yaşta yazmıştır ve konu peşini bırakmayınca, daha olgun bir döneminde onu yeniden ele almıştır. Halk söylencesinde olduğu gibi, Goethe, Faust'u cehenneme gönderecekti (klasik tragedya usülüne göre onu 'öldürecekti') ama sonra bu düşüncesini değiştirdi. Herhalde hem Faust'un hem Mefistofeles'in inşaası sırasında kendine ait fazlasıyla malzeme kullanmıştır. Kimse kendini bile bile ne cehenneme gönderir ne de bir cehennem kaçkını olduğunu itiraf eder; en azından akıllı biri.


Tiyatro Müdürü:

İkinizde, zor ve sıkıntılı anlarımda,

Çoğu zaman bana yardımcı oldunuz;
Söyleyin şimdi:

Nedir beklentileriniz,

Almanya'daki girişimlerimiz için?

Halkın hoşuna gitmeyi çok isterdim,

Çünkü yaşayan da yaşatan da odur.
Direkler dikildi, tahtalar çakıldı,

Şimdi herkes bir şenlik bekliyor.
Oturuyorlar işte kaygısızca,

Daha şimdiden kaşlarını çatmışlar,

Ve hayrete düşmeyi bekliyorlar.

Halk ruhunun nasıl doyduğunu,
İyi bilirim aslında;

Ama hiç bu kadar sıkıntıya düşmemiştim:
Hergün en iyi eserleri görmeye,

Seyirci alışık değildir gerçi,

Ama dehşet kitap okudular.

Şimdi ne yapsak da gösterimiz,

Taze ve yeni gelse onlara,

Hem anlamlı olsa hem hoşlarına gitse?
Çünkü en doğal hakkımdır görmek,

Gidip gelen dehşetli doğum sancılarıyla,
Seyircilerin nasıl zorlukla geçtiğini,

Bu kutsal kapımızın arasından;

Daha gündüzden, omuzlayarak birbirlerini,
Nasıl gişenin önünde didiştiklerini,

Ve onların bir bilet için, neredeyse,

Birbirlerini çiğnediklerini- sanki kıtlıkta,

Fırın önünde ekmek alacaklar!

Birbirinden öylesine farklı kişilerde,

Etkili olabilen bir mucize,

Ancak senin harcın, ey ozan;

Arkadaşım, ne olur,

Onu bugün de yarat.

Ozan:

Aman sözetme bana, renkli kalabalıklardan,
Onları görür görmez, ruhum kararır.

Bizi zorla girdabına çeken,

O gidip gelen insan selini gözümden sakla.
Gökyüzünün sessiz eşiğine götür beni,

Orada, yalnızca ozanın arı sevinci serpilir;
Orada aşk ve arkadaşlık duyguları,

Tanrıların dokunuşuyla,

Yüreğimize esenlik verirler ve korunurlar.
Gönlümüzün derinliklerinde, ah,

Meydana gelenleri,

Dudaklarımız çekinerek,

Kah başarısız, kah başarıyla,

Mırıldandıktan sonra kendi kendine,

Vahşi bir anın şiddeti yutuyor.

Genellikle yıllar geçmeli ki, sonunda,
Kusursuz bir yapıt ortaya çıkabilsin.

Parlak olan şeyler, bir an için doğmuşlardır,
Gerçek olanlarsa, kaybolmaz gelecek soylarda.