» » Abdülkadir Menek – Kürt Meselesi ve Said Nursi


Şeçilmişlər Abdülkadir Menek – Kürt Meselesi ve Said Nursi

ADI:
Kürt Meselesi ve Said Nursi
REYTİNQ:
  • +3
MÜƏLLİF:
JANR:
DİL:
FORMAT:
ÇAP İLİ:
2013
ÖLÇÜSÜ:
3.43 Mb
TÜRKİYE, SON YÜZYILI büyük sorunlarla boğuşarak ve vatandaşlarıyla kavga ederek geçirdi. Dış problemlerin yanında, devlet-millet kaynaşması sağlanmadan geçirilen kayıp yıllar sonucu, Ülkemizin enerjisi yanlış yerlere harcandı ve bu da maddî-manevî gelişimi engelleyerek sorunları artırdı.
Kürt sorununun bu sorunların başında geldiği konusunda neredeyse herkes hemfikirdir. Ulus devlet olarak kurulan, eğitim sistemini ve politikalarını ülkede yaşayan herkesi Türkleştirmek için oluşturmaya çalışan bir anlayışla yola çıkan Türkiye Cumhuriyeti, aradan geçen seksensekiz yıl boyunca bu amacını gerçekleştirmek için antidemokratik her yolu denemesine rağmen başarılı olamadı.
Kürt sorununun esas nedeni olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Esas sebep, Millî Mücadele döneminde hâkim olan ve ırklar üstü olarak ifade edebileceğimiz, İslâm inancı etrafında meydana gelen birlik beraberlik ruhunun birkaç yıl sonra terk edilerek etnik milliyetçiliğe dönüştürülmesi ve Türklük ekseninde oluşturulan bir ulus-devlet projesini gerçekleştirmek için uygulamaya konulan ırkçı politikalardır.
Böyle bir politika sonucu Kürt kimliği yalnız inkâr edilmekle kalmamış, çoğu zaman şiddet ve baskılarla sindirilmeye, asimile edilmeye ve tamamen Türkleştirilmiş bir toplum meydana getirilmeye çalışılmıştır. 1950 yılında çok partili siyasî hayata geçilmesi ve Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile birlikte, baskı politikaları şiddetini kaybetmeye başlamış, fakat özünde tamamen ‘Türkleşmiş bir toplum meydana getirme ve Kürtleri yok sayma’ politikalarının uygulanmasına devam edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki iki ana unsurdan biri olan Kürtler, uygulanan bu baskı ve inkâr politikaları sonucu devlete büyük bir kırgınlık duymaya başlamışlar, zaman zaman bu incinme ve gücenme duyguları, daha vahim olayların ortaya çıkmasına da sebep olmuştur.
Irk esasına dayalı, homojen ve tamamen Türkleşmiş bir toplum meydana getirmek için din dahil bütün bağlar koparılmaya çalışılmış, yeniden düzenlenen ve dinî telkinlerden bütünüyle arındırılmış bir eğitim sistemi ile İslâm dininin belirleyici bir unsur olmadığı, ırk temeline dayanan yeni bir düzen gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
Bunun için de Türk milliyetçisi olduğu halde, İslâm dininin bu milletin ayrılmaz bir parçası olduğu inancında olan ve bu doğrultuda faaliyette bulunan aydınlara dahi tahammül edilememiş ve onlar da yeni oluşturulmak istenen bu düzenin önünde engel olarak kabul edilmişlerdir. ‘Tek Parti’ düzeninin en önemli şahsiyetlerinden olan ve uzun yıllar başkent Ankara’da valilik görevinde bulunan Nevzat Tandoğan, bu doğrultuda çalışmalarda bulunan Osman Yüksel Serdengeçti’yi karşısına alarak şu sözleri söylemekten çekinmemiştir:
“Ulan öküz Anadolulu. Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var. Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”[1]
Osmanlı Devleti döneminde kendi bölgelerinde, kendi inanç ve geleneklerini korkusuzca yaşayan, medreselerinde kendi dilleri ile eğitim alabilen Kürtler, yüzyıllar boyunca devletlerine sadakatle bağlı kalmışlar, kendilerine ihtiyaç duyulduğu zamanlarda bütün güçleri ile Devlet-i Âliye’nin yanında yer almışlardır. Birinci Dünya Savaşı’nda ve çok çetin şartlarda yaşanan İstiklâl Mücadelesi’nde her zaman en önlerde mücadele eden ve bu milletin kurtuluşu ve yeni devletin kurulmasında Türk kardeşleri ile birlikte ‘İslâm Kardeşliği’ anlayışı içinde var güçleri ile gayret gösteren bu insanlar, yeni devletin kurulmasından sonra unutulmuş, dillerini konuşmalarına izin verilmemiş, suçlu-suçsuz birçok yerde husumet ve hakaretlere maruz kalmışlardır. Doğu illerinden askere giden ve Türkçe bilmeyen insanlarla alay edilmiş, küçümsenmiş ve birçok yerde de ‘kuyruklu Kürt’, ‘mağaradan çıkma’, ‘asker katili’ ve ‘kıro’ yakıştırmalarına muhatap edilmiştir.
Kim ne derse desin bu meyanda çok acı ve trajik hadiseler yaşanmış, Şeyh Said Hadisesi, Dersim Olayı ve 12 Eylül Hareketi’nden sonra on binlerce masum insan, çok haksız ve insanlık dışı muamelelere maruz kalmıştır. Kürtlerin devlete küsmesi ve ayrılık düşüncelerinin neşv-ü nema bulması da tedrici olarak Şeyh Said Hadisesi, Dersim Olayı ve 12 Eylül Hareketi’nden sonra büyük bir hız kazanmış ve bu ülkenin huzur, rahat ve sükûnu ile sosyal, siyasal ve ekonomik gelişmelerine büyük bir darbe vurulmuştur.
Bugün ise büyük bir değişim yaşanıyor. Ve bu değişim tüm menfiliklere rağmen çok hızlı bir şekilde devam ediyor. Türkiye, girdiği demokratikleşme yolunda Avrupa Birliği üyeliği süreci ile hızla mesafe alırken, vatandaşlar da tam demokratik bir ülkede yaşamanın özlemi ile demokratik haklarına daha çok sahip çıkıp bu değişimi destekliyor.
Bu kitap, Türkiye’nin geçmişte Kürt meselesi konusunda yaşadığı olumsuz sürecin yeniden hatırlanarak bundan ders alınmasına ve bu konuda geçmişteki olumsuzlukların tekrar yaşanmamasına katkıda bulunmak amacıyla yazılmıştır. Maksadımız, kabuk bağlamaya başlamış bir yarayı yeniden kanatmak değil; bu acı olayların yeni nesillere hatırlatılarak bu yaranın tam olarak iyileşmesine, totaliter zihniyetin yeniden nüksetmemesine, bütün insanların hür ve eşit olarak gerçekten birinci sınıf vatandaş olduğu bir ülkede yaşanılmasına vesile olmaktır.
Çalışmamız, merkezi Ankara’da bulunan Sosyal Etütler Derneği (SETÜD) için hazırlanan ‘Kürt Raporu’ ile start aldı. Hazırlanan bu rapor, ‘Demokratik Açılım’ın yeni gündeme gelmeye başladığı günlerde ilgililere gönderilerek, bu sürece katkıda bulunulmaya çalışıldı. Daha sonra üzerinde çalışılan bu rapor, kitap olarak yeniden hazırlandı.
Biz burada meseleye olabildiği ölçüde objektif bir şekilde bakmaya çalışırken, bu toprakların yetiştirdiği büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin de görüşlerini esas alarak, kalıcı kardeşliği temin edeceğine inandığımız çözüm önerilerini sıraladık. Çözüme doğru bir iradenin ortaya konmasının ve kararlı davranılmasının çözümü getireceğine inanıyoruz.